FİDAN - Dini, İlmi ve Edebi Dergi
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
 
   
 

Anasayfa

Yazarlarımız

Hakkımızda

Künye

ABONELİK FORMU

İletişim

Kapak

Hasbihal

Kapak Konusu

Makaleler

Bakış

İfade-i Meram

Yansımalar

Kurana Dair

Köşeler

Kültür Deryamızdan

Sağlık

Kadın ve Aile

Hakikat Heybesi

Gündem

Şiir Tahlili

Oku Yorum

Üstad

Dünya Gündemi

Röpörtajlar

Aktüel Röportajlar

 Halil Mezik
fidan@kestanepazari.org.tr
Yazar / Düşünür

Sayi: 89 / Temmuz - Eylül 2016

İlim ve İnanç

Doğuştan gelen bazı özelliklerimiz vardır ve zamanla bu özelliklerin bir şekilde ortaya çıktığını görürüz. Aslında iradeli olarak bu özellikleri ortaya çıkarmamız bizden istenmektedir.

Küçük yaşta iken her şeyi merak eder, elimize aldığımız şeyleri durmadan kurcalarız. Bazen de o şeyleri ağzımıza götürür, bir nevi laboratuvar denemesi yaparcasına tadını öğrenmeye çalışırız. Bir insan için belki de en önemli merak gelişimi çağında iken, ne yazık ki; çok zaman büyüklerimiz meraklarımızı gidermeye gayret etmeleri gerekirken “sen küçüksün, bunlara aklın ermez” diyerek bize bir nevi akıl tutulması hali yaşatırlar. Artık ne zaman büyüyeceğimiz
bilincini oluşturamaz, büyüyüp büyüyemediğimiz hükmünü, kanaatini onlardan bekler hale geliriz. Onlardan da böyle bir kanaat belirtilmeyince özgüven duygusu eksikliği yaşamaya başlarız. Bu da bizi, hem ilim hem de inanç konusunda taklitçi olma durumuna sevk eder.

Hâlbuki yaşadığımız âlem, her an bir değişim geçiriyor. Duyularımızla bu değişimi yaşadığımız halde, aklımızla bu değişimin neden ve nasıllığı konusunda düşünce geliştiremiyor ve değişimi yaşayanların geride bıraktıklarıyla yetinmeye çalışıyoruz. Bu bizim özgüven eksikliğimizle, taklitçi bir anlayışa sahip olmamızdan başka ne ile izah edilir.

Vakıa son zamanlarda dünyanın değişik ülkelerinde, sanayi fuarlarına kendi ürettiklerimizle katılmamız elbette bizi fazlasıyla sevindirmektedir. Ülkemiz, ikinci el sanayi mamullerinin pazarlandığı bir ülke olmaktan yavaş yavaş çıkıyor, çıkıyor da, işte ben bu yazıları 21 Temmuz 2016 da yazıyorum. 15 Temmuzdan bu yana ülkemiz üzerinde ne gibi oyunlar oynandığını cümle âlem gördü ve duydu.

Artık ülkemiz, başka sistemlerin uydusu olmaktan çıkıyor kendi ekseninde dönmeye ve kendi kendisine yetmeye başlıyor. Bu da pozitif sahalarda komplekslerden yavaş yavaş sıyrıldığımızı ve özgüven duygusunun geliştiğini gösteriyor.

Bu paragrafı ara cümleler halinde sunmam aziz milletimizin Cumhuriyet idaresi şuuruna, bilincine ulaşmış ve toplumsal tepki verme iradesini ortaya koymaları dolayısıyla kendilerini tebrik ve Yüce Rabbimize hamd etmek içindir.

Ne var ki; pozitif sahada deneme ve yanılma yöntemleriyle başarmaya çalıştığımız tabiattaki değişim kurallarına uygun olarak, kendi inanç ve düşüncelerimizde bu değişimi gösteremedik. Onun için emperyalist güçler bu yönümüzle bizi vurmaya çalışıyor ya da vuruyorlar.

Deneme-yanılma yöntemi, bizim gayretimizi artırır ve tabiat kitabının sayfalarını aşkla-şevkle okumamızı sağlar. O zaman her mevsimi bir sayfa, varlıkları da her sayfada birer satır olarak görürüz. Böylece tabiata karşı yabancılığımızı gidermiş olur ve neyi, nerede, nasıl elde edeceğimiz mantığı oluşturarak sahip olunan yöntemleri belirleriz. Üstelik kendimizi de bu tabiat sayfalarından birer satır olduğumuzu görerek, tabiatı okumakla kendimizi okumanın arasında fark olduğunu anlarız. Deneme- yanılma yöntemiyle ve geliştirdiğimiz bilgilerle tabiatı çözsek de kendimizi çözemeyiz. Çünkü ilimlerin sahası tabiat, fiziki ve biyolojik yapı olmakla beraber, insandaki fıtrat değişikliği kendi kendisine yetecek mahiyette değildir. Onun için insanın çözümü ve tanınması bir kaynağa, bir rehbere muhtaçtır.

Bu rehber, insan için önce akıldır. Her şeyde olduğu gibi akıl için de gelişim söz konusudur. İşte bu gelişme çağında aklın önünün açılması için, Yaratıcı sözlü bir rehber göndermiştir. Aynı zamanda, bu rehberi insanlara açıklamak ve sonra gelenlere model olmak üzere özel eğitimli muallimler (peygamberler) göndermiştir. Bu muallimler ve son muallimin de insanlara tebliğ ve telkin ettiği şey ilk olarak “Oku!” emri olmuştur. Zira okuyarak akıllar gelişecek, gelişen akılla insan kendisini, çevresini, tabiatı tanıyacak. Böylece iradesi gelişecek, gelişen irade ile sorumluluk bilincine ulaşacak. Yaratıcıya karşı sorumluluklarını taklitle değil hür iradesiyle yerine getirecek.

Taklitçiliğin katı tutuculuğundan sıyrılarak aklı hür, vicdanı hür, davranışları hep olumlu olarak hem tabiatın, hem de cinslerinin bir ferdi olmanın bahtiyarlığını yaşayacak. Böylece akıl tutulmuşluğundan kurtularak hür iradesiyle Allah’a kul, Peygamber’e ümmet olmanın zevkine varmış olacaktır. Bu şuur sayesinde bugün yaşadıklarımızı yaşamayacaktır.

İmam Hatip Takvimi
 
 

Fidan Dergisi © 2009 - 2017 Hakları Saklıdır.

TRX Yazılım Tarafından Yapılmıştır.