FİDAN - Dini, İlmi ve Edebi Dergi
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
 
   
 

Anasayfa

Yazarlarımız

Hakkımızda

Künye

ABONELİK FORMU

İletişim

Kapak

Hasbihal

Kapak Konusu

Makaleler

Bakış

İfade-i Meram

Yansımalar

Kurana Dair

Köşeler

Kültür Deryamızdan

Sağlık

Kadın ve Aile

Hakikat Heybesi

Gündem

Şiir Tahlili

Oku Yorum

Üstad

Dünya Gündemi

Röpörtajlar

Aktüel Röportajlar

 Mehmet Kandemir
Eğitimci

Sayi: 89 / Temmuz - Eylül 2016

Sevmek

Söyleyenin diline, duyanın kulağına hoş gelen çok sevimli ve sihirli bir kelime. Sevmek, yokluğu özlenen, çokluğu zehirleyen bir duygu. Bazen de çok önemli bir ilaç, vitamin veya sakinleştirici bir sözcük. 

Sevgi Allah’ın insanlara bahşettiği en önemli sınama aracıdır. Zira sevmekten eren de var deliren de. Mesele; kimi, niye ve ne kadar seveceğimizi bilmektir. Eğer bu sıralamayı dengeleyemezsek Allah korusun bu masum duygu, kulu  elâke
sürükleyebilir.

Şimdi konuyu biraz güncelleyelim. “Seni seviyorum” cümlesini duymak herkesin hoşuna gider ama bunu karşıdakine söylemek de çoğu zaman zorumuza gider öyle değil mi? “Senin şu huyundan nefret ediyorum” cümlesini söylerken ne kadar cesursak “Senin şu huyunu çok seviyorum” demekte de o kadar korkağız. Mantık şu: “Seviyorum dersem şımarır” diye düşünme. Korkma kardeşim, söyle, zira şımartmak üzmekten, nankörlükten daha iyidir. Zira Allah için sevmek ve sevdiğini söylemek sünnettir.


Sevgisiz insan kahrolurken kayıtsız şartsız hep  sevilen bir kişi de zehirlenir. Bu zehir sevene de zarar verebilir. Sevmek Sevginiz sizi ve sevdiklerinizi cehenneme sürüklemesin Konuyu birkaç örnek üzerinde anlamaya çalışalım:


1. Anneler çocuklarını hiç kimsenin sevmeyeceği kadar çok severler. Ateşi otuz dokuz dereceye kadar çıkan evladının iki derecelik yükselen ateşi, anneyi kırk derece yakar ve sonu havaleye gidebilir endişesiyle adeta çocuğunun etrafında
pervane olur. Tek düşüncesi vardır, o da çocuğunun normale dönmesi, yüzünün gülmesidir. Ama aynı anne, çocuğu yetişkin olunca her işlediği günahla binlerce derecelik cehennem ateşinden evladını sakındırmak için çok az çaba sarf eder
veya hiçbir çaba göstermez, hatta günahına yardım ederse sizce bu anne evladını gerçekten seviyor denebilir mi?


2. Âşık olan biri ne kadar akıl yürütebilir? Zira aşkta akıl devre dışıdır, aşığın gayesi sevgilidir. Tek hedef onunla olmak ve onu mutlu etmektir. Peygamberimiz (sav) “Kişi çok sevdiğine karşı kör ve sağırdır” buyurarak bu gerçeği çok zarifçe açıklar. Unutmayın en çok Allah’ı sevmeli, onun dışındakileri Allah’ı gücendirmeyecek kadar sevmeliyiz.

3. Hayvan sever bazıları “Hayvanları sevmeyen insanları da sevemez” diyorlar. O zaman hemen hemen her evde hayvan besleyen Avrupalılar en büyük insan sevgisine sahip olmalılar. Ama durum hiç de öyle değildir. On iki yıl çalıştığım
Avrupa’da gördüğüm şudur: Köpek, insandan değerlidir, çocuk on sekiz yaşına gelince kız-oğlan fark etmez hemen kapı önüne konur ve başının çaresine bak denir, isyankâr evlat hemen kapı dışarı edilir. Anne, baba ve akraba ilişkileri sıfırdır, kimse kimseye bedava bir şey vermez. Binlerce insan, çoluk-çocuk demeden çeşitli coğrafyalarda öldürülürken Avrupalının kılı kıpırdamaz. Çünkü köpeğinin hastalığı kadar önemli değildir bu konu. Hani hayvanları  sevenler insanları da severdi? Demek ki sevmek büyük ve çok önemli bir işmiş...


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah’ı Sevmek, Allah İçin Sevmek, Kararınca
Sevmek…

Allah’ı seven onun hatırına yarattıklarını da sever. Allah için seven Allah için de bundan vazgeçebilir. Her emrine kul olabilecek kadar sadece Allah (c.c) sevilebilir, onun yarattıkları sadece Allah’ımızı gücendirmeyecek kadar sevilir. Yani sevgimiz şeytanı sevindirirse bilin ki Allah’ı üzmüştür, o zaman sevmeyi de bilmek gerekir. Kulu memnun etmek (eş, çocuk, anne, baba, patron, arkadaş) Allah’ı üzecek bir şeyse ben yokum diyebilmeliyiz.


En çok kimi seviyoruz? Allah’ı. Eğer cevap gerçekten doğruysa en çok sevdiğimiz Rabbimizi, az sevdiğimiz şeylere üstün tutmalı ve bunu yaşantımızda da ispatlamalıyız.

 Âli İmran suresi 102. ayetinde Rabbimiz: “Ey insanlar! Allah’tan korkulması (sakınılması) gerektiği gibi korkun (sakının) ve Müslümanlar olarak can verin” buyuruyor.


Allah korkusu, titreyecek, ürperecek bir korku değil; en çok sevdiğimiz, bizi her zaman gören, her halimizi bilen Rabbimizi üzmek ve bu utançla karşısına çıkma korkusudur. Yani Allah korkusunun temeli yine sevgiye çıkar. 

Hülasa olarak söylemek gerekirse, Allah için sevmeyi bilmek, sevginin ve aşkın tuzağına düşmemek gerekir. Dikkat edin günümüz film ve dizilerinin ana teması aşk ve sevgidir. Mesajı da; “Sevenlere dokunmayın, sevenleri ayırmayın,
aşksız sevgisiz yaşanır mı?”dır. Bir mesaj da “Allah’ın sınırlarını bu işe karıştırmayın”dır. Yani çiftleşme mevsimindeki hayvanlar gibi kuralsız bir ilişki, milletimize yutturulmaya çalışılıyor. Damızlık hayvanlarla çiftleştirme gibi aynı evde kızlı erkekli programlar, beraber yaşama gibi evlilik dışı yaşamı teşvik eden, şirin gösteren tuzaklar, karı koca gibi yaşayan evlilik dışı sevgililer ve bütün bunları magazin programı adı altında reklamını yaparcasına yayınlayan gazete ve televizyonlar… En acısı da bu programları dindar ailelerin çokça beğenip izlemeleridir.


Ey Müslümanlar! Sevgimizle Allah’ınızı üzerken şeytana bayram yaptıracağınızı unutmayınız. Sevginiz sizi ve sevdiklerinizi cehenneme sürüklemesin. Kimi, niye ve ne kadar seveceğinizi öğrenin. Allah için sevin, Allah için nefret edin ama sakın dünyalık sevginize yenilmeyin.

İmam Hatip Takvimi
 
 

Fidan Dergisi © 2009 - 2017 Hakları Saklıdır.

TRX Yazılım Tarafından Yapılmıştır.