FİDAN - Dini, İlmi ve Edebi Dergi
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
                                                                                    
 
   
 

Anasayfa

Yazarlarımız

Hakkımızda

Künye

ABONELİK FORMU

İletişim

Kapak

Hasbihal

Kapak Konusu

Makaleler

Bakış

İfade-i Meram

Yansımalar

Kurana Dair

Köşeler

Kültür Deryamızdan

Sağlık

Kadın ve Aile

Hakikat Heybesi

Gündem

Şiir Tahlili

Oku Yorum

Üstad

Dünya Gündemi

Röpörtajlar

Aktüel Röportajlar

 Yrd. Doç. Dr. Hasan Ocak
hasanocak35@gmail.com
İKÇÜ İslami İlimler Fak. İslam Felsefesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Sayi: 89 / Temmuz - Eylül 2016

Medya ve İnternet Kıskacında Aile

Aile, toplumun temel birimi olmasına rağmen,   ailenin evrensel bir tanımını yapmak imkânsızdır. Tarih boyunca toplumlar nasıl değişikliklere uğramışlarsa aile de hem boyutları hem yapısı hem de işlevi bakımından büyük dönüşümler geçirmiştir.


Aile kavramı, kuşkusuz çok genel bir kavramdır. Bu sebeple insanların dışında, diğer canlılarda görülen beraberlik ve ortaklıklar da aile sözcüğü ile tanımlanabilmektedir. Aynı şekilde mesleki beraberlikler, bitki türleri, dil grupları, statüleri farklı toplum sınıfları gibi birçok farklı grup veya teşekkül de aile olarak sınıflandırılmaktadır. Ancak niteleme farklılıkları göz ardı edilince aile sözcüğü, insanî beraberlikleri anlatan evrensel bir kurumun karşılığı olarak anlaşılmaktadır.


Ailenin oluşumu hakkında batılı düşünürlerin farklı görüşleri vardır. Thomas Hobbes, insanların eski devirlerde vahşi birer hayvan gibi fertler halinde yaşadığını, insanların zamanla sosyalleştiğini, Emile Durkheim ise insanların fert olarak
değil klan yani insan sürüleri halinde yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Hâlbuki sosyologların ifade ettiği gibi, ilk aile biçimleri, insan içgüdüsü sonucu ve tesadüfî olarak meydana gelmemiştir. Zira ilk insan ve ilk peygamberin Hz. Âdem (a.s) olduğu ve tüm eşyanın isimlerinin kendisine öğretildiği göz önüne alındığında ailenin teşekkülü hakkındaki bu görüşlerin yanlışlığı ortaya çıkacaktır. İlk insan bir peygamber olarak Hz. Âdem olduğuna göre, ilk ailenin temeli, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın yeryüzüne indirilmesiyle atılmıştır. Hz. Âdem Allah’ın emrine muhatap bir peygamber olduğuna göre, eşyanın isimleri yanı sıra kadın ve erkeğin birbiri üzerindeki hakları, ebeveynin çocuklarına karşı sorumlulukları ve çocukları üzerindeki hakları gibi hususlar da Allah tarafından kendisine öğretilmiş olmalıdır. Nitekim Kur’an’da Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın maceralarından söz edildiği gibi ailenin tabiî fertleri olan çocuklardan da söz edilmektedir. Bütün bunlar insanın var oluşuyla birlikte ailenin de var ola geldiğinin bir göstergesidir.


Toplumlarda ailenin yerini hiçbir kurum ve oluşum tutamamaktadır. Çocuğu yetiştirip terbiye etme ve topluma yararlı bir birey haline getirmede en etkili oluşum ailedir. Yine kültürlerin nesilden nesile aktarımında da en etkili kurum aile olmuştur. Toplumun sosyal değerlerinin kökleri ailedir. Aile esas itibariyle üç çeşit sorumluluğun bir araya toplandığı bir organizasyondur. Önce karı-kocanın, ebeveyn ve çocukların yakın akraba organizasyonudur. İkinci olarak aile, çoğu dinî prensiplerde öğretilen ve eğitilen, örf ve adetlere karşı daima yüksek derecede sorumluluk taşıyan bir kurumdur. Üçüncüsü, aile, hukukî ve idarî bir vasıta veya bir statü organizasyonu olarak varlığını sürdürmektedir.

Aile - Medya İlişkisi

Tarih boyunca, varlığını tüm toplumlarda sürdüre gelmiş olan aile kurumunu sarsan ciddi cereyanlar ortaya çıkmıştır. Bunlar ferdiyetçilik, pozitif ayrımcılığa dayalı kadın hakları, feminizm, moda, zevke düşkünlük, evlilik dışı ilişkiler ve bunları destekleme akımları, homoseksüel ilişkiler, kitle turizminin seks turizmine dönüşmesi, komünizm, gazete, radyo, televizyon ve bunlara bağlı olarak gelişen porno yayınları şeklinde özetlenebilir. Özellikle günümüz dünyasında aile kitle iletişim araçlarıyla tehdit edilmekte ve ailenin vermesi gereken terbiyeyi artık televizyon vermektedir.

 İnternet/medya kullanımı ile aile içi ilişkiler arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Aile içi ilişkileri güçlü olmayan, diğer bir deyişle ailesiyle kendisi açısından tatminkâr bir ilişkisi veya ortak paylaşım alanı bulunmayan kişilerin, internetteki sosyal faaliyetlere, sosyal ağlara hatta şu anki yeni moda sosyal medyaya, aile içi ilişkileri güçlü olan kişilerden daha fazla yöneleceği düşünülmektedir. Buradan sosyal medya kullanılmasın yorumu çıkarılmamalı sadece kullanım süresi ve nedeninin farkında olunarak kullanılması tavsiye edilmektedir.

İnsanların, eski güçlü ilişkilerin azalmasıyla manevî anlamda boşlukta olduğu düşünülürse kitle iletişim araçlarının insanları toplumun genel ve hâkim zevkleri, beğenileri ve ilgileriyle buluşturduğu söylenebilir. Sonuç olarak da sosyal grupların, özellikle ailenin, etkisinin azalması sonucu insanlar, başka faktörlerden etkilenmeye açık hale gelirler. Bu araçlar sayesinde sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı seçebilirler. Özellikle, televizyon ve internetin insanlar tarafından çok kullanılmasının nedeni sosyal ihtiyaçlarının tatminini bu araçlarla sağlamaya çalışmalarıdır. Buna örnek olarak, Türkiye’de geçtiğimiz senelerde yayınlanan “Biri Bizi Gözetliyor” isimli reality show’u izleyen yalnız yaşayan bir izleyicinin programı izleme nedenini “evde biri varmış gibi geliyor” şeklinde açıklaması gösterilebilir.


İnsanların duygusal tatmin bulduğu, sıcak bir ortama ihtiyacı vardır. Bu nedenle bireyin duygusal tatmininin sağlandığı, sağlıklı bir aile yapısı veya yaşam birlikteliği önemini iyice arttırmıştır. Bu nedenle günümüzde aile kurumunun işlerliğinin sorgulanması ve aileyi sağlamlaştırıcı önlemler alınması gerekmektedir. 

Aile birey açısından olduğu kadar toplum açısından da önem taşımaktadır. Sağlıklı aileler toplum bunalımlarını önlerken, sağlıksız aileler de toplumun bunalımlarını devam ettirir; hatta toplumda yeni birtakım sosyal bunalımlara da yol açabilir, toplumdaki sorunları pekiştirir. Sağlıklı bir aile, mutlaka, kişisel bunalımları önler ve de kişiye yeni sağlıklı beklentiler kazandırır. Sağlıklı aileler, sağlıklı toplumu oluşturur.


Günümüzde çocuklar dijital medya ile gitgide daha erken yaşlarda tanışıyorlar. Akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlar aracılığıyla artık bebekler bile bu ekranlarla karşı karşıya kalıyor. Her türlü ekran, oyun ve bilgisayar, çocuklar ve gençleri inanılmaz bir şekilde büyüleyebiliyor. Küçük yaşlarda bu büyülenme daha ziyade tüketim ve oyunlarla sınırlı olsa da, büyüdükçe arkadaşlar ile iletişim de bunlara ekleniyor. Zaman içerisinde içerikler ve programlar değişse de, dijital medya hayatın her evresinde çok ilgi çekmeye devam ediyor. Ve bu her zaman “düzenli aile hayatı” ile bağdaşmıyor. Örneğin akşam yemeğine hep birlikte oturulamıyor, çünkü çocuğunuz bir televizyon programının sonunu da izlemek zorunda veya belki diğer çocuğunuz oynadığı oyunu henüz bitiremedi. Üçüncü bir çocuk da okuduğu kitabın en azından bir bölümünü bitirmek istiyor olabilir. Fakat ebeveynler de “medyanın ayartmasından” korunamıyorlar: Örneğin iş ile ilgili e postalara, sosyal medya paylaşımlarına ve yazılan dijital mesajlara cevap yazılması veya bir müşterinin çağrısına cevap verilmesi gerekebiliyor.

Yani medya ve aile hayatı arasındaki rekabet her tarafta pusuda bekliyor. Hiç kimse bunun dışında kalamıyor ve bu durumda çatışmalar kaçınılmaz oluyor. Üstelik -en azından ilgili kişinin bakış acısından- her şey tamamen haklı bir nedene dayanabiliyor: Müşterinin çağrısı çoktan beri bekleniyordur, televizyon programı tekrar gösterilmeyecektir, oyunda tam o anda çok iyi ilerleniyordur..

.
Aile hayatına dair kurallar, çatışmalardan kaçınmak için iyi araçlardır. Bu kurallar tüm aile fertleri tarafından beraberce geliştirilirlerse onlara uymak daha kolay olur ve sonuçları daha güzel olur. Fakat şu da unutulmamalı ki, tüm kurallar istisnalara izin verir. Eğer bu kurallar zamanında ebeveynler tarafından konulmayacak olursa medya kendi kurallarını ve yaşam tarzını oluşturmakta gecikmeyecektir. 

Televizyon, bilgisayar ve internet gibi teknoloji olanakları anne ve babanın oluşturduğu büyük boşluğu doldurmaya başlar. Bu boşluğu doldurmak için çocuklar internet oyunları ve çeşitli paylaşımların gerçekleştiği sosyal medya takipçiliğine
yönelmektedirler. Çocuk kendi ebeveyni ile yeterince vakit geçiremediği ve enerjisini de yaşıtları ile oynayarak harcayamadığı için evde internet ve çeşitli oyun konsollarını kullanmaya teşvik edilir. Bu nedenle de çocuklar daha çok küçük yaşlarda bilgisayar oyunları ve sosyal medya takipçisi olan bireyler olur. Bu durum ailelerin çocukla geçirmesi gereken zaman yükünü azaltır. Fakat zaman içinde ebeveynlerin çocukla olan iletişimi kopabilir. Çocuk ailesi ile yeterince zaman geçiremediği için, zaman geçirebileceği sosyal medyada daha fazla vakit geçirmek ister. Sosyal medyanın gençler ve çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve sonuçları her geçen gün artmaktadır. Kendine çok fazla güveni olmayan, çevreleri ile ilişkileri iyi olmayan ve uygun sosyal ortamlar bulamamış bireyler sosyal medya üzerinde kendilerini daha fazla gerçekleştirmeye çalışabilirler. Böyle gençlerin sosyal medya üzerinde oluşan ağın ve birtakım yanlış davranışlar sergileyen grupların içinde yer almaları kaçınılmaz olur. Bu grupların gençler üzerinde büyük etkisi olmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde yoğun olarak hissedilen yalnızlık, aileye karşı öfke ve kırgınlık bu çocukları evrelerinden uzaklaştırmışsa dünyalarına giren farklı gruplar onları daha kolay etkileyebilmektedir.


Aileler Ne Yapmalı

Öncelikle aileler çocuklarıyla birebir zaman  geçirmeli, ilgilenmeli, çocuklarla sevgi ve güvene dayalı bir ilişki kurmalı. Bir anne veya baba akşam bilgisayar başında oturarak, zaman harcayarak çocuğunu kontrol edemez, ondan olumlu
beklenti içinde olamaz. O nedenle çocuğumuza zaman ayırmalı ve iletişimi hiçbir biçimde koparmamalıyız. Çocukların sosyal medya ve internet oyunları yerine, sosyal açıdan gelişimini destekleyecek etkinliklere yönlendirilmeleri daha uygun olacaktır.


Aileler çocuğun internet başında neler yaptığını neler paylaştığını bilmiyor. Ama çocukları bu konuda dikkatli olmaları, mahremiyet ve özel hayat konusunda eğitebilirler.


Sosyal medyayı özel, gizli olmaktan çıkarmak ve neler paylaştığını bilebilmek amacıyla sosyal medyayı onunla birlikte keşfetmek, doğru kullanmayı öğrenmesi açısından önemli ve yol gösterici olacaktır. Böylece o dünyayı çocuğumuzun bizimle paylaşmasına imkân sağlamış oluruz. 

Tanımadığı kişilerle internet üzerinden görüşmesinin sakıncalarını çocuğumuza anlatmalı, özel ve mahrem bilgileri paylaşmaması konusunda bilgilendirmeliyiz.


Sağlığını koruyabilmesi için telefon, bilgisayar, TV gibi elektronik cihazların zarar ve sınırlamaları hakkında çocuğumuzu bilgilendirmeliyiz. (Görme, işitme sorunları, iskelet sorunları, radyasyon riski, daha az hareketten elastikiyetinin kaybolması gibi).


Çocuklar üzerinde alışkanlık yaratan internet ve özelikle sosyal medya kullanımı konusunda çocuklarımız, kendilerini frenlemekte zorlanır ve sınır koyamaz. Hoşuna gitmese de, tepki gösterse de interneti dengeli bir biçimde kullanması
gerektiğini çocuğumuza açıklamalıyız ve sınırları korumaya özen göstermeliyiz. 

Çocuğumuzu yaşına ve gelişimine uygun aile etkinlikleriyle, oyun, aile içi sohbet saatleri ya da beraber oynanan oyunlarla desteklemeliyiz.


Çocuğun kullandığı bilgisayar ortak kullanılan alanda olmalı. Bu, çocuğun paylaştıklarını kontrol etmeyi sağlamanın yanında aile içinde özel ve gizli bir paylaşımın olmayacağını öğrenmesini sağlaması açışından da önemlidir.

İmam Hatip Takvimi
 
 

Fidan Dergisi © 2009 - 2017 Hakları Saklıdır.

TRX Yazılım Tarafından Yapılmıştır.